Sanat görerek, düşünerek yaşanır, iz bırakarak ölünür

Bu dünyadan çok yönlü bir sanatkâr Mehmet Yetim geçti. Sanat eğitimcisiydi, görsel ve zihinsel zekâsı üst düzeydeydi. Resim öğretmenliğinin yanı sıra fotoğrafçılık sanatına da el atmıştı. Henüz renkli çekimin söz konusu olduğu 1980’li yıllarda çeşitli baskı yöntemlerini araştırarak kendine özgü görüşleriyle yeni bir bakış açısı getirdi. Hep fotoğrafta “ güzeli arayan göz” oldu. Beyninde geliştirdiği projeleriyle yaşadı. Bambaşka bir imgesel dünyanın mütevazı insanıydı. Sanatçı kimliği ile birlikte olayları, olaylar içinde insanı iyi analiz ederdi. Sempatik kişiliği ile uzun yıllar dostluğumuz sürdü. Yeni yetmelik, gençlik yıllarımızda geçen anılarından, resim çalışmalarına; 1966 yılında Uşak Halk Eğitim Merkezi salonunda MehmetŞahin ile birlikte açtığımız ilk resim sergimizden mazide kalan anıları, izlenimlerimizi hatırlardık.

Estetik kurallar onun için en geçerli olmazsa olmazlarıydı. Olayları kavrayış ve yorumları özgündü. Onunla yaptığım sohbetlerden haz alırdım. “- Mehmet bir eksiğin var o da “ kitaplarla dostluğun yok! O, sessiz dostların dünyasına bir girsen kim bilir daha müthiş analizler yapacaksın” dediğimde renkli gözlerinde bir gülümseme olurdu. Gel zaman git zaman okuma yollarında da yol kat ederek kişisel gelişim, özellikle teoloji ve Cumhuriyetle birlikte yakın tarihimiz hakkında kitapları okumaya başlamıştı. Okudukları kitaplardan enteresan bilgileri aktarırdı. Dost canlısıydı. Sanatı seven, az da olsa soylu sanat yolunda çalışmaları vardı. Özellikle reklam grafiğinde “logolarını” beğenirdim. Dünya sanat tarihinde en çok sevdiği ressam Vincent Van Gogh’tu. Ressamın kardeşi Theo’ya gönderdiği “Mektupları”ndan söz açardık. Bir gün “ Sanat Çerçeve” atölyesine ziyarete gittiğimde oturduğu masanın arkasında kitaplığın raflarından çıkardığı bir sanat kitabını sol koluyla bana doğru uzatarak “Bak bu kitabı bana yıllar önce kim hediye etmiş “ dedi. Lise son sınıf yıllarımda ithaf yazısıyla ben olduğunu görünce duygulanmıştım. En son da kendi yorumuyla çizdiği yüzünde gülümseme sezinlenen Atatürk portresini hediye etmişti.

Hemen hemen bütün tablolarımın cam/çerçevesini yaptı. 2007’de Kütahya’da açmış olduğum “ Sanatta 40 yıl Retrospektif Resim Sergisi”nde altmış beş tablomun düzenleme işlemini birlikte yapmıştık. Anıların gölgeliğinde hisli ve sisli atmosferinde “ can dostumu” kaybetmenin hüznünü içimde duyumsuyorum. O, farklı düşünen, özgür yorumlar getiren ama değeri yeteri kadar bilinmeyen bu dünyanın hay huyu içinde “ imgesel dünyası” zengin bir kişilikti. Asıl olan şey, “ ölmeden önce” insanımızı değerlendirmek ve ona karşı takdirlerimizi belirtmektir.

Sevgili Mehmet, hep seni “ gülen renkli gözünle”, özgün düşüncelerinle ve sanatçı kişiliğinde geçen zaman ve mekânları hatırlayacağım. Gök kubbede iz bırakıp sonsuzluğa gittin… Bryan Walter Procter’in anlamlı sözüyle “ Ey hayat, işte senin şarkın: Katlan ve öl.” Ruhun şad olsun. Sevgili hayat arkadaşın Nursel Hanım’a, sevgili kızlarına, yakınlarına sabırlar ve baş sağlığı diliyorum.

mehmet-yetim

Önceki ve Sonraki Yazılar
Şener Öztop Arşivi

Uşak Basını'ndan Bir Yıldız Kaydı

11 Ağustos 2023 Cuma 00:11

MİLLİ MÜCADELEDE YÖRÜK ALİ EFE

11 Ağustos 2023 Cuma 00:10

“ELVEDA AFRİKA ,HOŞÇAKAL PARİS”

11 Ağustos 2023 Cuma 00:10

ETHEM BAKIRLIOĞLU’NUN ARDINDAN

11 Ağustos 2023 Cuma 00:10

EĞİTİMİN TEMELİ ÖĞRETMENDİR

11 Ağustos 2023 Cuma 00:10