SİZ DE KİTAPSEVER MİSİNİZ ?
SİZ DE KİTAPSEVER MİSİNİZ ?
Yayınlanma:
“ Geceleyin Kütüphane”, tüm kitapseverlerin ilgiyle okuyacakları önemli bir kitap. Aynı zamanda üzerinde hayli çalışılmış bir inceleme. Dahası, kitapların, kütüphanelerin önemini ve onları yeniden keşfetmenin hazzını okuyucuya duyuruyor.
Alberto Manguel’den “Geceleyin Kütüphane”
SİZ DE KİTAPSEVER MİSİNİZ ?
“ Kitap sarrafı her yerde kabul görür.”
(“ Goethe Der Ki”)
Kitaplarla dostluk kurmak, sessiz dostları bir yaşam felsefesi olarak kabul ederek her dem onlarla baş başa kalmayı ne dersiniz? Bilgilerin okyanusu içine dalarak kitaplarla haşır neşir olmak; sayfaların içine gömülmek. Beyaz, saman sarısı yaprakta gri benekler şeklinde bir dizi harflerden/yazılardan/resimlerden nice anlamlar çıkarmak!.. Her okunan kitaplardan imgesel dünyamızda yer eden olayları, insanları; olayları yaratan baş kahramanları bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçtiğini veya belleğimizin labirentlerinde gezintiler yaptığını düşünüyor musunuz? Bir ömür boyunca okumakla birlikte, kitaplar dünyasının uçsuz bucaksız düşünceleri belleğinizde yer ettiğini ve sizi alıp götürdüğünü fark ediyorsunuzdur. Nermi Uygur, “Romansız Yaşayamam” başlıklı denemesinde şunları dile getirir: “ Ben bir romana başladım mı, daha ilk satırla, yaşamımın ta ortasında bir değişme, her şeyimi hızla kaplayan, dünyada uzanmadık hiçbir kıyı bucak komayan bir değişme bitiverir.” Peki, ara sıra hüzünle karışık gençlik yıllarında edindiğiniz “kitap dostları”nın yokluğundan söz açıyorsunuzdur herhalde?... Ama yeni edindiğiniz kitap dostlarıyla da buluşuyor, onlarla kitaplar üzerine söyleşiyorsunuzdur!.. Ve nihayet bir serüvenin sizi alıp götürdüğü, heyecanlı hayat sahneleriyle baş başa bıraktığı ve roman kahramanlarının yaşanmışlıklarını, - hakikat ile düşsel bir çizgide düşünüp- kendi dünyanızdan bir parça olarak sezinliyor musunuz? Yoksa, bir hayal tacirinin size hoşça bir vakit mi geçirttiğini sanıyorsunuz?
Sonu gelmeyen kitap biriktirme çabalarınızdan hiç şikayetçi oldunuz mu? Veya yakınlarınızdan bu durumu eleştirenler var mı? Erol Üyepazarcı’ya göre, “ Kitap delileri bunu bilirler kitap toplamak bulaşıcıdır.” Bir aşk tutkununun veya sevdalısının yerine geçtiğinizi; kitapların bu cazibesi karşısında hiç ürperdiğiniz oldu mu? Şairlerin şiirlerini; yazarların hikâyelerini, romanlarını veya “genel konularda” yazılan kitapların insanoğlu için yaz(ıl)dığını, yarat(ıl)dığını farkındasınızdır. Onların hayal güçlerinin enginliğinden çıkan yaşanmışlıkların izdüşümü olan bu yaşantılardan her birimiz tecrübeler elde etmedik mi? En önemlisi kitaplarınızı büyük bir sevgiyle, merakla, okşarcasına, koklayarak okumanın hazzına ulaşabildiniz mi? Bu önlenemez tutkunun bir çocuk sevgisine, çocuklarınıza gösterdiğiniz hassasiyetle eşdeğerde olabildiğini hiç düşündünüz mü? Bir terekede“nadir kitapları” görünce “nutkunuz” tutuldu mu? Hep bu soruların sizi bilinmeyen dünyalara alıp götürdüğünü: İnci avcısı Kino’nun denizden “Büyük inciyi” çıkarabilmek için gösterdiği çabanın uzun öyküsünü okudunuz mu? Balta girmemiş ormanlarda, engin denizlerde “İki Çocuğun Devriâlemi”nin baş kahramanları: Jano ile Yanik’in yaptığı zorlu ve cesaretli macera hayatının on cildini ilgiyle, zevkle okudunuz mu? Yine yeni yetmelik çağımızda “toprağa gömülmüş hazineler, kazaya uğramış gemiler ve isyan eden insanlardan söz eden ilgi çekici bir korsan hikâyesi”: “Define Adası”nı okuma mutluğuna eriştiniz mi? Bu çocuk klasiklerinden yola çıkarak edebî eserlere doğru bir okuma alışkanlığı, zevki ve merakına kavuştuğumuzu da eklemek isterim.
Kütüphanenize her girişinizde o değişik kitap kokusunu duyumsadığınızı biliyorum. Peki, hastalandığınızda bu sessiz dostların sırtlarındaki yazılara göz gezdirdiğinizde, sayfaları karıştırdığınızda ruhsal yönden bir rahatlama, bir iyileşme hissettiğinizi fark ettiniz mi? Bütün bu soruların ve duygulanımların bize çağrıştırdığı zaman ve uzamda Alberto Manguel’in o güzelim düşüncelerini okumak ister misiniz? Öyleyse gelin, şimdi tam zamanıdır. Koltuğunuza oturun!.. Dingin, salim bir kafayla “Geceleyin Kütüphane”nin sayfalarını, fotoğraflarını, gravürlerini göz gezdirelim: “ballar balını bulalım!...”
“ Okuma bir bakıma yeniden doğum ritüelidir.”
Artık vakti zamanı gelmiştir. Şimdi Manguel’in sözlerini not edelim: Bu hazinenin kapılarını kitapseverlere açalım: Gecelerini gündüz yapan, kitaplarıyla bilgi, edinme yolculuğuna çıkan Manguel’in “Geceleyin Kütüphane”sine yavaş yavaş girelim. Ama merakla, zevkle, not alarak. Diyor ki: “ Çoğu aşklar gibi kütüphanelere duyulan aşkın da öğrenilmesi gerekir. Kitaplarla dolu bir odaya ilk kez adım atan hiç kimse içgüdüsel olarak nasıl davranacağını, ne bekleneceğini, neyin vaat edildiğini, neye izin verildiğini bilemez. “ diyen yazar, sonra bu gizemli dünyanın içindeki kitaplarla birlikte olmak, sonsuzluğa ulaşan okuma seanslarında gecelerin nasıl gündüz yapıldığını bakın ne güzel anlatıyor: “ Bazen sabahlara dek çalıştığım olurdu, işte böyle gecelerde kitaplarım için, sonradan gün ağardığında, ne yazık ki kullanışlı olmadığına karar verip unut gitsin dediğim türlü fantastik düzenlemeler hayal ederdim.” der okuyucuya içtenlikle…
Kitap alarak, biriktirerek kütüphanenin sürekli büyüyen bir varlık olduğundan söz açan Manguel, şöyle der: “…anlaşılan hiç yardımsız çoğalır, satın alma, çalma, ödünç alma, armağan verme, ilişkilendirmeyle yer açma yoluyla, kitap türlerinin tamamlanmasını talep ederek kendi kendine ürer” der. Bir kütüphanenin olmazsa olmazlarından biri olan “boşluluk” ve “doluluk” üzerinde de duran yazar: “ Bir kütüphanede hiçbir boş raf uzun süre boş kalmaz. Doğa gibi kütüphaneler de boşluktan nefret eder, mekân sorunu herhangi bir kitap koleksiyonunun doğasında vardır.” diyen Manguel, kitaplara olan ilgisi, merakı bir aşk mesafesindedir. Kelimenin tam anlamıyla kitaplar varsa o da vardır evinde…Evinin her köşesinde: Duvarlarda, koridorlarla yatak odasıyla mutfağı, hatta veranda da bile raflar dizilir…” “ Her boş rafta gelecek olan kitapların habercisi” olacağını söyleyen yazar, kitaplar sonsuzluğun bir ifadesi, bir simgesi vurgusunu yapar. Gerçek okuyan, yazan bir kitapseverin de ne olmasını gerektiren bir durumu da şöyle açıklık getirir: “ Kitaplar bir odaya, kimi zaman sahiplerini ele geçiren belirli bir kimlik kazandırırlar, bilgece bir hava verir” ama aslolan Seneca’nın söylediği gibi, “ …aydın saygınlığı kazanmak için böyle duvarlara bel bağlayan gösteriş budalası okurlarla da dalga geçtiğini belirtir.
“ Bilgi biriktirmek bilmek değildir.”
Yazar, ünlü Alman filozofu Leibnitz’e atıfta bulunarak onun bir kütüphanenin önemini, değerini belirleyen öğenin: “…barındırdığı kitapların sayısı ya da hazinesinin nadideliği değil, yalnızca içeriği ve okurların o içerikten yararlanma ölçüsü olduğunu belirtmişti.” der. “Rastlantı Olarak Kütüphane” bölümünde önemli bir tespitte bulunur: “ Kütüphane yalnızca düzen ve karmaşa yeri değildir; aynı zamanda rastlantılar dünyasıdır.” der. Ama yine de “ Dewey’in de anladığı gibi her kütüphanede bir düzen olması gerekir,” demekten kendini alamaz. “ Zihin Olarak Kütüphane” de ise şunları dillendirir: “ Her kütüphane başlı başına bir özyaşamöyküsüdür. (…) Bir kütüphaneyi sahibinin aynası yapan yalnızca kitap adlarının seçimi değil, onun yanı sıra seçimden belli olan iç içe geçmiş ilişkiler ağıdır.” der. Aby Warburg’un sanat eserlerine bakan gözün ne olması gerektiğini alıntılayarak sanatla uğraşan, “sanat yapan”lara da şu önemli tespiti gözler önüne serer: “…sanat ve edebiyatın heyecanıyla dehşetinin amacı ve işlevi anlamaya yönelik adımlar olduğuna inanmak hoşuna giderdi.(…) Notlarının birinde, sanat eserinin bakan gözlere karşı nasıl bir tavır aldığını o çarpıcı ifadesiyle: Sanat eseri ona bakan kimseye doğru ilerleyen düşmanca bir şeydir.” diye yazar.
“ Geceleyin Kütüphane”, tüm kitapseverlerin ilgiyle okuyacakları önemli bir kitap. Aynı zamanda üzerinde hayli çalışılmış bir inceleme. Dahası, kitapların, kütüphanelerin önemini ve onları yeniden keşfetmenin hazzını okuyucuya duyuruyor.
Alberto Manguel, Geceleyin Kütüphane, Çev.: Dilek Şendil, Yapı Kredi Yayınları İstanbul, 2008, 295 s. Resimli.
( Cumhuriyet Kitap, Sayı: 999, 9 Nisan 2009 )