KİTAPLA RANDEVUM VAR DİYEBİLİYORSANIZ , SİZ MUTLU BİR KİŞİSİNİZ
KİTAPLA RANDEVUM VAR DİYEBİLİYORSANIZ , SİZ MUTLU BİR KİŞİSİNİZ
Yayınlanma:
Bazı şanslı insanlar kitaplıklı evlerde dünyaya gelirler. Ben de bu şanslı insanlardan biriyim.
“ Kitaplar bizim ölümsüzlüğümüzdür.
Kitaplarımız birer cevapsız aşk mektubudur.”
Regis Debray
Bazı şanslı insanlar kitaplıklı evlerde dünyaya gelirler. Ben de bu şanslı insanlardan biriyim. İki odalı bir köy evinin oturma odasında öğretmen babamın çalışma masasının üstünde kitaplar, dergiler, kalemler, araç ve gereçler… Masaya paralel duvara monte edilmiş, köy marangozunun maharetli ellerinden çıkmış, üç raflı camlı kitaplıkta dizilmiş kitaplar vardı. Dergi ve kitap kapaklarındaki “unutulan ressamların” renkli desenleri çocuk gözüyle ilgimi çekerdi. Onlara gülümserdim hep. Annem de kitapları sevmem ve yırtmamam için eğitiyordu beni. “Onlar cici… cici… bak ne güzel! ” derdi. Yumuşak, küçük parmaklarımla kitapları okşatırdı. Dergilerdeki resimli sayfaları gösterirdi. Ben de biteviye gülümserdim… Babamı masif tahta sandalyesinde ya okurken, ya da günlük plan defterine kopya kalemiyle yazarken görürdüm.
Sessiz sessiz yanına yaklaşırdım, bana gülümseyerek elini verirdi. Saçlarımı karıştırarak okşardı. “Bir gün sen de okuyacaksın!” derdi. İki duvar arasında seki, yumuşak minderlerle kaplı idi. Pencere duvarlarında da annemin el emeği, göz nuruyla işlediği çiçek motifli yastıklar odamıza değişik bir hava verirdi. Sobadan çıkan çatırtılı seslerle yanan odunların; hava deliğinden duvara akseden ışık/gölge huzmelerini izlerdim. Hareket halinde bu afacan çocuğun kontrolünü üstlenen de tabiki annemdi. Özgün Eşme/Takmak kiliminin geometrik renkli motifleri de benim en çok ilgimi çekerdi. Eğilir bakar, ellerimle kendime göre oyun oynardım. Anıların hisli, sisli gölgeliğinde, bir serencamı ömürde belleğimde yer eden; kitap sevgisi, merakının ilk uyanışlarını belirleyen bir kesit sunmuş oldum.
Her kitap bir ufuk artırımıdır
Çocukluğumuzun saf yürek/naif dünyasında, bir gökkuşağı renkliliğinde, hayalimizin doruklarında gezinirken; okumayı öğrenen çocuk, toplumun ortak belleğine kitaplar aracılığı ile katılır. Her okuma ile ortak geçmişi arar/anar dünün dünyasının izdüşümlerini idrak eder. Hayal gücüyle baş başa kalır. Okumayı öğrenmek uzun, zahmetli, yoğun bir süreçtir. Dahası, büyük çaba ve emek ister. Her kitap başlı başına insanoğlunun bir serüveni değil midir? Kitaplar ve okumak bu iki kavramın her zaman birleştiği yer, kütüphanelerdir. Ben onu, daha da anlamlandırarak Alberto Manguel’in kitabına verdiği adı: “Geceleyin Kütüphane” diyeceğim. Söz konusu kitabın tanıtım/değerlendirme yazısını “ Siz de Kitapsever misiniz?” başlığında kaleme almıştım. Manguel, kitabının bir yerinde şu ilgi çekici sözleri söyler: “… Onları seçmesini bilenler için kitapların pek hoş özellikleri vardır, ama çaba harcamadan iyiye ulaşılmaz; bu yalın ve temiz bir zevk değil, diğerlerinden daha fazla değil; rahatsız edici yanları da vardır, hem de çok; ruh kendini eğlendirir, ama savsakladığım beden işlemez, bitkin düşer ve mahzunlaşır.” der. Ama bence, okura en önemli vurgusu da şudur: “ Benim okumalarımın türlü özellikleri içime işlemiş sanki, böylelikle sonunda kütüphanenin ışıklarını kapatmaya karar verdiğim zaman kapağını henüz kapadığım kitaptaki seslerle hareketleri uykuma taşırım.”
Öte yandan büyük Alman düşünürü, yazarı Goethe de şunları dile getirir: “Okumayı öğrenmek sanatların en önemli gücüdür. Hayatımın seksen yılını bu işe verdim, yine de kendimden memnun olduğumu söyleyemem.” Okumak gerçekten güç, güç olduğu kadar yararlı, içimizdeki bir arkadaş olduğu kadar da bütün insanlık için zorunlu bir süreç olarak görüyorum. Günlük hayatımız içinde geçirdiğimiz en nitelikli zaman dilimi olarak değerlendirmemiz gerekir. Çünkü kendimize zaman ayırmamız ve her gün yeni bilgiler öğreneceğimizin gerekliliğini düşünüyorum. Kitap okumayı “boş zamanları” değerlendirmeyi değil, aksine değerli bir zaman olarak içselleştirmeliyiz. Bu süreci şöyle formüle edebiliriz: Kitap okumayı “değerli zaman” olarak anılmalı; kitap okumayı “boş zaman” işi olmaktan çıkarmalıyız. Diğer taraftan resim, müzik için de boş zamanları değerlendirme olarak geçer. Oysa “sanat yapma” herkes içindir. Yani insanın doğumundan/ölümüne kadar devam eden bir süreçtir. Kitap okuma zevkinin/merakının/alışkanlığının önemli nirengi noktası; ilkokul/ortaokul/lise de geçen zaman ve mekân içinde gençlerimize “kitapla randevuyu” alışkanlık haline getir(ebil)mek. Nedir bu derseniz günlük hayatımızda olduğu gibi kitap okumayı bir alışkanlık haline getirmemiz. Ve… kitap okumada harcanan zamanı en değerli zaman olarak kabul edilmesi gerekliliğini özümsemek… İyi bir kitapsever olduğu gibi, iyi bir de okur olmaktan geçiyor.
Bir kitapsever olarak, hayat boyu en çok değer verdiğim “sessiz dostlarımla” kederde/sevinçte kütüphanemde birlikte oldum. Kitapların imgesel dünyalarına penceremi açar, kendimi düşüncelerin sonsuzluğuna kaptırır giderim. Bilgilerimi devamlı yenileyerek, öğrenerek, içselleştirerek kitaplarla yıllarca baş başa olmanın hazzını tattım. Nadir kitapların dostu, sahaf, yazar rahmetli Sami Önal’ın kitaplar üzerine söylediğini belleğimin bir köşesinde saklamışımdır: “…İnsanoğlu yaşlandıkça damak zevki değişir, çeşitli hastalıklar gelir başına, eskisi gibi dolaşamaz, koşamaz ama kitap aşkı bir kez kanına bulaşmışsa, o ölünceye dek sizinle birlikte kalır. 62 yaşımda geriye baktığımda, her türlü zevkim değişti, her şeyi bir yana ittim, sel gitti, kum kaldı. Damak zevki, gençlik ilgileri gitti, kitap kaldı.” der. Ne dersiniz? Siz de “Kitapla randevum var!” diyebiliyorsanız şayet; mutlu bir kişisiniz demektir.