KADININ ESKİ HALİ HASTALIKTAN KALKTI GELDİ

KADININ ESKİ HALİ HASTALIKTAN KALKTI GELDİ
KADININ ESKİ HALİ HASTALIKTAN KALKTI GELDİ
“8 Mart Dünya Kadınlar Günü” nedeniyle Uşak’a gelen ünlü yazar Buket Uzuner, ayakta güçlükle durmasına rağmen hayranları ile uzun bir söyleşi yaptı ve onlara kitaplarını imzaladı. “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” nedeniyle Uşak’a gelen ünlü yazar Buket Uzuner, ayakta güçlükle durmasına rağmen hayranları ile uzun bir söyleşi yaptı ve onlara kitaplarını imzaladı. Uşaklı Yazar Erdem Öztop ile birlikte söyleşi ve imza günü için Uşak’a gelen Buket Uzuner, sekiz gündür hasta yattığını ve zorlukla Uşak’a geldiğini söyledi.Salonda ayakta durmak için bile yer kalmadığını görünce çok sevinen Uzuner “Uşak bana iyi gelecek galiba”” dedi. “Kadının Gezgin Hali” hastalıktan kalkarak Uşak’a geldi Uşaklı Eleştirmen ve Yazar Erdem Öztop ile birlikte Uşak’a gelen Ünlü yazar Buket Uzuner, “Kadının Gezgin Hali” adlı bir söyleşide bulundu ve hayranları için kitap imzaladı. Uzuner, sekiz gündür hasta yattığını ve Uşak’a Erdem Öztop’u kırmamak için hasta hasta geldiğini kaydetti. Erdem Öztop’un Uşaklı olduğunu daha yeni öğrendiğini kaydeden Uzuner, “Uşak’tan daha önce geçip giderdim.Kentli bilincini taşımak kentini tanıtmaktan geçiyor. Daha Uşak’ı gezemedim ama katmerini yedim” dedi. Aynı zamanda Uşak Olay Gazetesi’nde makaleleri yayınlanan Erdem Öztop ta, “Akşam da Buket Hanım’a Uşak’ın tarhana çorbasını içirdim” deyince, Uzuner, “Evet Uşak tarhanasını da içtim. Hastalığıma iyi geldi. Uşak bana çok iyi gelecek. Buna inanıyorum dedi. Erdem Öztop, “Buket hanım sırtına çantasını alıp cebinde bir pasaportla nerelere gitti? Neler yaptı? Şimdi bize onları anlatacak diyerek mikrofonu Buket Uzuner’e bıraktı. Uzuner de şunları söyledi: “KADININ GEZGİN HALİ” Hepimiz farklıyız, kimimiz seyahatin kendisinden çok ona hazırlanmanın ve onun hayalini kurmanın heyecanını sever, kimimiz için gidilen yerdeki eğlenceler ve aktiviteler yolun kendisinden daha önemlidir, kimileri de kımıldamaya üşenir, bütün hayatını aynı kasaba veya semtte tüketir, seyahat edenlerin harcadığı enerjiye neredeyse acıyarak bakar. Bir de yalnızca gitmek eylemini sevenler vardır. Bunlar için seyahat ve yolun kendisi varılacak yerden, kavuşulacak veya ayrılanacak kişilerden bile daha önemli asıl eylemdir. Bu tipler bir yere yerleşirler, kök salarlarsa sararır solar, kaybolur, yiterler. Çünkü yolculuk etmek bir çeşit bağımlılıktır. Gitmek başlı başına bir heyecandır. Sık sık uzun yollar giden, dolayısıyla yabancılarla tanışma olanağı bulan insanların sadelik, mütevazılık, hoşgörü ve mizah duyuları gelişmesi bir tesadüf değildir. Bu tip insanlara ister göçebe veya Çingene ruhlu, ister huzursuz ve ya gezgin diyelim, sonuçta varlıkları reddedilemez derecede gerçek ve yol güdüleri yaşamak kadar güçlüdür. Sanırım ben onlardan biriyim. Çocukluğumdan beri ne gösterişli bir düğünün şahane gelini olmayı, ne de zengin veya güçlü bir kocanın karısı olarak yol almayı düşleyen bir kız oldum. Benim hayallerim, küçük kızlar için kurulması hayal bile edilemeyecek alanlarda dolaşıyordu. Sahiden yolları, uzun ve uzak yolları hayal ediyordum ben. Dünyayı dolaşmak, serüvenler yaşamak, bunu da bağımsız olarak başarmak istiyordum. ‘SEYAHAT VE YAZMAK İKİ TUKUM OLDU’ Ancak hem bir memur ailesinin kızıydım; cebimdeki parayı kendim kazanmam gerekiyordu, hem de bilinen gezginler ve serüvencilerin cinsiyetine dahil değildim; ben, hayalleri ruhlarının ve evlerinin içine hapsedilmesi uygun görülmüş kadınlık ırkına(!) dahildim! Ancak `seyahat` ve `yazmak` benim için çocukluğumdan beri o denli şiddetli bir dürtü oldu ki, bizim kültürümüzde bu ikisini kendi olanaklarıyla yapıp bana örnek olacak bir rol modelim olmadığı için itiraf etmeliyim ki biraz da ürkerek, 1979`da tek başına özellikle trenlerle dünyayı gezmek üzere `yol`a çıktım ve gördüklerimi yazmaya başladım. Bu yıllarda tek güvencem dünyanın farklı coğrafyalarındaki üniversitelerinden kazandığım burslar, bebek bakıcılığından garsonluğa, aşçılıktan rehberliğe yaz işleri ve Ankara`dan bana mektuplar , özgüven ve dualar yollayan canım annem, babam ve kardeşimdi. Kadının pek çok hali gibi gezgin hali de zordur. Dünyayı, başka kültürleri, moda deyimle `ötekileri` ve en çok da kendisini tanımak için merak denen müthiş dürtüyle yollara düşen gezgin kadın sayısı bugün biraz daha artmış olsa da sokaklar, parklar, garlar, trenler, terminaller, otobüsler, meydanlar, yani hayatın asıl sahnesi hâlâ kadınlara ait değildir. Entelektüel alanlar ve serüven arazileri de kadına yalnızca kiralıktır, buralarda hâlâ kadına bir `yabancı` olarak tapu hakkı verilmez. Hayatın ve gazetelerin kadın-moda-çocuk sayfaları dışında bir yerde kendinize yer açabilmek için eğer arkanızda veya yanınızda güçlü bir erkek yoksa yara-bere içinde ringden atılmayı göze alarak daima mücadele etmeniz gerekir. Ama bir kere `yol`a çıkıldıktan sonra arkanızdan hayalleri sınır tanımayan başka kızlar ve kadınlar mutlaka gelecektir. Çünkü akıllı kadınlar birbirlerine daima destek verirler ve tarih boyunca vermişlerdir, ancak aptallar ve yetersizler birbirini kıskanır. Bugün pek çok gezi rehber kitabında `yalnız kadın gezgin`lere özel bölüm (solo woman traveller) hazırlanıyorsa, bu tamamen ihtiyaçtandır, kendim de uzun zamandır yazdığım gezi yazılarına yalnız kadın gezginlerin rahat edebilecekleri güvenli alanları eklemeyi ihmal etmiyorum artık. Yıllardır hayatımın büyük bölümü yollarda geçiyor, hayatımı yalnızca roman ve hikâyelerimle değil, seyahatlerimi anlattığım gezi edebiyatından da kazanıyorum. Ve yaşadığım sürece bunun böyle devam etmesi en büyük arzularımdan biri. Çünkü yol, ancak çıkıldığında hükmü sürülen bir taht, bittiğinde yenisini arzulatan hayatî bir bağımlılık, kahve ve kitap kadar keyifli bir tiryakiliktir. SEYAHAT BAĞIMLILARI Yol harekettir, hareket hayattır! Bugünkü İspanya`nın Murcia şehrinde 1165 yılında doğan büyük Arap filozofu İbni Arabî: `Varlığın kökeni harekettir. Hareketsizlik varlığın içinde yer almaz, çünkü varlık hareketsiz olamaz, olursa kaynağına yani `hiçliğe` döner. İşte bu yüzden dünyada ve ahirette yolculuk hiç bitmez,` diyerek zaten söylenecek en güzel sözleri yan yana getirmiş. Benimse çocukluğumdan beri baş etmekte zorlandığım iki yüzlülük, eşitsizlik, yalnızlık, ırkçılık, faşizm, kadın düşmanlığı (mis ojeni) ve savaşlarla başa çıkamayan huzursuz ve dik başlı ruhumu ancak yazarak ve seyahat ederek yatıştırabildiğimi erken yaşlarda keşfedebilmek belki de hayatta başıma gelen en güzel mucizelerden biridir. “Hayranları ünlü yazara kitap imzalatmak için iki saati aşkın bir zaman beklemek zorunda kaldılar. Çünkü kuyruklar imza ve söyleşinin yapıldığa Atatürk Kültür Merkezi (AKM) dış salonuna kadar taştı. Buket Uzuner Kimdir? Romancı, hikâyeci ve gezi yazarı Buket Uzuner (1955, Ankara) Hacettepe Üniversitesi, (Norveç) Bergen Üniversitesi, (ABD) Michigan Üniversitesi'nde biyoloji ve çevrebilim eğitimi aldı. (Finlandiya) Tampere Teknik Üniversitesi ve O.D.T.Ü'de araştırmacı olarak çalıştı, ders anlattı. Dört dile çevrilen dört roman, beş hikâye ve üç gezi kitabı yazan Buket Uzuner'in kitapları 1989'dan beri Türkiye'nin en çok okunanlar listesinde yer almaktadır. 2002 yılında yazarlığının 25. Gümüş Yaz'ını kutlayan Buket Uzuner, 1996 yılında (ABD) Iowa Üniversitesi'nin (IWP) onur üyesi olmuştur. Kuzey Sahra Afrikası, Kuzey Amerika ve Avrupa'da uzun tren seyahatleri yapan ve yaşayan Buket Uzuner, şimdi İstanbullu'dur. Buket Uzuner'in başlıca eserleri: Hikâye: Benim Adım Mayıs (1986), Ayın En Çıplak Günü (1988), Güneş Yiyen Çingene (1989), Karayel Hüznü (1993), Şairler Şehri (1994) (2000 İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi En Başarılı Hikâyeci Ödülü) Gezi: Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları (1989), Şehir Romantiğinin Günlüğü (1998), New York Seyir Defteri (2000) Roman: İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri (1991), Balık İzlerinin Sesi, (1992) (1993 Yunus Nadi Roman Ödülü), Kumral Ada - Mavi Tuna (1997) (1998 İ.Ü. İletişim Fakültesi Ödülü), Uzun Beyaz Bulut-Gelibolu (2001)