HAŞMET BABAOĞLU İLE KÜLTÜRÜN YEDİ GÜNÜ

HAŞMET BABAOĞLU İLE KÜLTÜRÜN YEDİ GÜNÜ
HAŞMET BABAOĞLU İLE KÜLTÜRÜN YEDİ GÜNÜ
Haşmet Babaoğluyla bu haftaki kültür sanat gündemine dair sohbetimizin ana konusu Vana yapılan yardım kampanyası oldu. Haşmet Babaoğlu'yla bu haftaki kültür sanat gündemine dair sohbetimizin ana konusu Van'a yapılan yardım kampanyası oldu. Ayrıca Babaoğlu'yla Sinema dergisinin "Tüm Zamanların En İyi 100 Türk Filmi" anketinin sonuçlarını değerlendirdik, şu sıralar gündemindeki kitaplar üzerine konuştuk. "BU YARDIMLARDAN İNSAN BİRAZ UTANIR" - Sıcak bir haberle başlayalım. Van'a giden yardım paketlerinin içinden bikiniler, taşlar, sopalar çıktığını utanarak okuduk! Buna ne diyorsunuz? - Şu an cep telefonuma İzmir'de bir yardım kuruluşunda çalışan arkadaşımdan bir fotoğraf aldım. Kravat çıkmış paketin birinden! Nedir bu saçma sapanlık?! Biliyor musun daha da kötüsü kirli donlar, sutyenler çıkıyor yardım paketlerinden! İnsan biraz utanır! - Kasıtlı mı yapılıyor bunlar? - Bir ülke, geleneklerinden ve derin adabından kopunca böyle olur! Eskilerini çöpe atacaklar, kıyamıyorlardı. Şimdi Van'a gönderip gönülleri ferahlayacak, sevap kazanacaklar. "Yuh size!" - Türk televizyon tarihinde Çarşamba günü bir ilk yaşandı ve on dokuz yayın kuruluşu ortak yayınla yardım kampanyası düzenledi, bu konudaki görüşleriniz neler? - İnsanların kamplaşmaya başladığı bir dönemde Van'a yardım için bir araya gelinmesi ve yüzden fazla ünlü insanın bu yardım kampanyasına katılmasını önemsiyorum. Fakat daha da önemlisi o gece telefonla arayıp yardım yapanların gerçek kimliklerinden kuşkulanıyorum. Aldığım duyumlar, bu tür yardım kampanyalarının ciddi problemler içerdiğini bana gösteriyor. Yardım kampanyalarını artık başka bir modelle yapmak lazım. Noterler yer almalı orada. Kimliklerin kontrolü sağlanmalı. Sanıyorum yayıncı kuruluşlar yardımlar konusunda birtakım hayal kırıklıkları yaşadı. "VAN'A ÇOK YAKINDILAR AMA İNSANA UZAK" - Televizyonlarda bölgeye ulaşan yardımların önü kesilip "yağmalama"dan söz edildi ve siz bu ifadenin fütursuzca, anlamadan bilmeden dile getirildiğini eleştirdiniz! Bu konuyu biraz daha açalım isterseniz... - Tabii ki yardımlar konusunda düzensizlikler oldu. Ama "yağmalama" başka bir şeydir. Bizim medyamızın "yağmalama" kavramının ne anlama geldiğini bildiğine emin değildim. Bir televizyonda yağmalama görüntüleri denen şeyleri izliyorum, utanıyorum! Çocuklar, yaşlı kadınlar, yaşlı amcalar var ekranda. Küçücük bir torbayı almak için çırpınıyorlar, yerlerde sürünüyorlar. Sen kamyonu depremzedelerin bulundukları bölgenin ortasından geçirirsen o kamyon durdurulur ve içindekiler alınır! Çünkü adamlara çadır gelmemiş. O kamyonda çadır varsa, alırlar! Bunun adı "yağmalama" değildir. Bu ifadeyi kullananları maksatlı buluyorum. - Neden? - Elimizi vicdanımıza koyalım. Deprem olmuş, ertesi gün "Bölgede müthiş düzensizlik var" diyen kanallar, yazarlar, çizerler vardı. Ayıp denen bir şey var! Dünyanın neresinde depremin ertesi günü sözünü ettikleri türde bir koordinasyon oluşur? Ama çarşamba günü bir koordinasyonsuzluk varsa ortada, bu cidden bir sıkıntıdır. Nitekim de öyle oldu. Yağmalama başka bir şeydir. Şunu da unutmamak lazım: Deprem yaşandıktan sonra başka bir şeye dönüşür. Kendini oradaki bir babanın yerine koysana! Bütün ailenden sorumlusun. Hatta kendini suçlu hissediyorsun. Biz buradan kolay konuşuyoruz! Hatta Van'a gidiyorlar, artist fotoğrafları çektiriyorlar! İnanamıyorum! Van'a çok yakındılar ama insana uzak! - Profesyonel ekiple arama kurtarma çalışmalarını sürdürürken bu biraz da risk taşıyor aslında. Daha çok enkaz kaldırıldıktan sonra psikolojik destek amaçlı gitmek daha doğru olmaz mı? - İnsanların şimdi değil, bir ay sonra ihtiyaçları olacak bu desteğe! O zaman yaşanacak kırgınlıkları, şokları anlatamam sana! Şimdi kayıpların, yaralıların durumları önemli. Esas çaresizlik sonra ortaya çıkacak! "ÜNLÜLERİN VAN'A GİTMESİ BİR NEVİ PR ÇALIŞMASI" - Van'a gitmek isteyen sanatçıların burada şoven duygularının ortaya çıkması gibi bir durum mu söz konusu? - Örneğin Somali'ye sanatçıların gitmesi önemli. Çok uzun süren bir sancı var ortada ve buna kayıtsız kalmamak için bütün Türkiye'nin hatta dünyanın ilgisi gerekirse oraya çekilir. Bunun için de popüler kişilikli ünlülerin büyük katkısı olur! Fakat şimdi çok sıcak bir depremden çıkmış Van'da kamuoyunun oraya odaklanmaması gibi bir şey olamaz. Şu anda ünlü insanların oraya gitme fikirleri çok erken! Esas iki ay sonra yardımların gücü hafiflediğinde, hatırlatmak için Van'a gitmeleri gerekir. Şimdi ünlülerin Van'a gitmesi bir nevi onların PR çalışmasına dönüşüyor bir süre sonra. - Facebook ve Twitter ilk kez Türkiye'de işe yaradı ve enkazdan kurtarma çalışmalarına yardımcı oldu, hatta can kurtardı! Bu konudaki düşünceleriniz neler? - Sosyal medya müthiş bir dayanışma ağı oldu bu kez! Örneğin, bir belediye için insanlar, "Çuvallarca yardım malzemesi var ve bunları tırlara yükleyecek adam yok!" uyarısı yaptı. Yüzlerce Twit paylaşıldı ve oraya insanlar akın etti! Sosyal medyanın varlığından önce böyle bir şey yoktu! Ayrıca bilgi paylaşımı müthiş. Bu bakımdan sosyal medyayı alnından öpmek lazım! "ARTIK SİNEMAYA GİTMEK PAHALI" - Box Office Türkiye istatistiklerinden derlenen bilgiye göre Türkiye'de geçtiğimiz yıllara oranla sinema izleyicisi ortalama 1.5 milyon civarında azalmış, bunu nasıl yorumlarsınız? - Türkiye neredeyse ABD ve Hindistan'la yarışmaya başladı sinema konusunda. Türk seyircisi kendi ülkesinin filmlerini seyrediyor sıklıkla. Ama çok popüler kişilerin yaptığı, oynadığı filmleri seyrediyor. İşin içinde Cem Yılmaz ya da Şahan Gökbakar varsa o sene hâsılatlar süper. Tabii artık sinemaya gitmek sanıldığı gibi ucuz da değil! Buraya dikkat! Sinemaya gitmek bilet fiyatından ibaret değil! Sinemaya zaten artık yaşı 45 üstü olanlar gitmiyor! Sinemada hâsılatı yapan kişiler az çok eğlenceye para ve zaman ayırabilecek genç insanlar. Fakat sinemaya gitmek filme girmeden bir şeyler atıştırmayı, sonrasında bir kahve içmeyi, muhabbet etmeyi beraberinde getiriyor. Yani tonla masraf. Bunu yapanların sayısı gittikçe azalıyor artık. Bu sosyal faaliyet bütününü görmezden gelmemek lazım. Film orada bahane, maksat muhabbet. Ayrıca sinemanın Türkiye'de pahalı olduğunu da görmek gerekir. Hatta salonlar gitgide tekelleşiyor, güzelleşiyor ama aynı zamanda da pahalılaşıyor. Artık sinema salonlarında öğrenciler için popcorn da kahve de kola da çok pahalı! Öte yandan "Sinema" dergisi 5 bin okuruyla "Tüm Zamanların En İyi 100 Türk Filmi"ni seçti. Seçkide birinci sırayı "Eşkıya" aldı. Sizin de en iyi Türk film tercihiniz "Eşkıya" mı? - Hayır, benim en iyi Türk filmim "Masumiyet". Hatta sadece Türk sinemasında değil, dünya sinemasında da başyapıtlardan biri sayıyorum. Ama "Eşkıya"nın birinci çıkmasına da şaşırmıyorum. İlk onda mutlaka yer alması gereken bir film. Bu anketi çok anlamlı buluyorum ama Türk sinemasını bir bütün olarak sormanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Bence klasik Yeşilçam ve devamı olan filmlerle yeni yerli sinemayı ayrı değerlendirmek ve tartışmak gerekir. Mesela bence "Eşkıya" ve "Muhsin Bey" klasik Yeşilçam'ın devamı olan sinemaya ait. Bunu karıştırıp bir anket yaparsan Nuri Bilge Ceylan, Barış Pirhasan gibi yönetmenler ilk ona girmez! "FERHAT ÜNLÜ'YÜ OKUMAK İÇİN EVE KAPANMAK GEREK" - Şu ara neler okuyorsunuz? - İki tane ev ödevim var, mutlaka okumak istiyorum. Biri Ferhat Ünlü'nün "Kötü Roman"ı, diğeri Doğu Yücel'in "Varolmayanlar" adlı yeni romanı. Fakat bu ev ödevimi yapmakta zorlanıyorum. Çünkü Ferhat ve Doğu gibi, romanlarında fantastik özellikler taşıyan yazarları okumak için kendini kapatıp, hayattan çekilmen lazım. Çünkü bir evren kuruyorlar. O evrenin içine girmen lazım. Ama yaşadığımız hayat… Haftanın altı günü köşe yazısı yazıyorum, TV programım var. Bir de hayat gailesi derken… - Son dönemde sosyal medyada her ruh halini, her yaptığını yazan yazarlara da denk geliyoruz. Bunlardan zaman mı kalmıyor oturup bir edebi eser kurgulayıp yazmaya? Ya da gerekli gereksiz çok yazdıkları için kitapları da uzun mu oluyor (sözünü ettiğiniz yazarları tenzih ederek)? - Bazı yazarlarımızın sosyal medya yoluyla Ajda Pekkan kadar popüler bir kimliğe dönüştüklerini görüyorum ve bunun, onların romancılık kariyerine zarar verdiğini düşünüyorum. Yani "Ayağım ağrıyor, beni niye sevmiyorsunuz?" gibi durmadan Twitler atan bir romancının bir süre sonra kendi içine çekilip gerçekten doğru düzgün bir evren kuracağına, bir anlatı kaleme alacağına inanmıyorum.