ÇOCUK RESMİNİN GİZEMLİ DÜNYASI
ÇOCUK RESMİNİN GİZEMLİ DÜNYASI
Yayınlanma:
Çocuk resmi bize; duygunun, dış dünya ile kurduğu ilişkinin, heyecanın, çevrede yaşayan varlıkların, algılama ve “duygu yoluyla” kâğıt yüzeyine yansımasıdır.
Çocuk resmi bize; duygunun, dış dünya ile kurduğu ilişkinin, heyecanın, çevrede yaşayan varlıkların, algılama ve “duygu yoluyla” kâğıt yüzeyine yansımasıdır. Çocuğun dünyası yaşadığı çevrenin bir bakıma görüntüsüdür. Çocuk duygusal bir varlıktır. İlk kez “karalama dönemi”nde (2-4 yaş arası) kafasındaki bazı sembollerle uğraşır durur. İç ve dış dünya ile paralellik kurarak, neyi, nasıl bir biçimde algılamalıdır ki, onun resmini çizsin. Bizce çocuğun dünyası safyürek, gördüğünü olduğu gibi değil, hayalinde tasarladığı gibi çizecektir. İlk işi kafasında yer eden çizgilerin, renklerin, duygular dünyasından çıkarak düz çizgi karalamalarla, renklerle kendini anlatmasıdır. Karalama döneminde olan küçük bir çocuğu ele alalım: Olaylar, kişiler onun dünyasında fanteziler şeklinde yer eder. O, bilinmeyen biçimleri kendi naif dünyası ile tasvir yoluna gider.
Söz gelişi, insanlar, evler, ağaçlar, hayvanlar, taşıtlar vd. oransızdır. Birtakım bölümler unutulur veya bırakılır. Bir bütünlük ifade etmez. Richard Rothe, “Bu aşamada insanla hayvanı birbirinden ayıran düşey ve yatay hatlardır” der. Çocuk biraz daha büyüyünce insanı bir başla, ayak, hayvana da dört ayakla bir baş takmayı unutmaz. Perspektif kaygısı yoktur. Çizdiği resimler yüzeyseldir. Henüz gelişme evresinde değildir, karalama çağındadır. Kocaman bir insan, küçük bir ev veya ağaç onun dünyasını süsler. Hiçbir zaman evi, ağaçları, insanları dik olarak gözünün önüne getiremez. Bu şekiller düz/yatay durumdadır. Bunlar çocuğun iç dünyasının belirtileridir. Henüz grafiksel yaş çizgisine ulaşamamıştır. Kesik, devamı olmayan çizgiler, kapısız, penceresiz evler, günlük yaşantıyı belirten çizgiler onun naif dünyasının görüntüleridir.
Karalama döneminde yaşama biçimi; hür duyguları, sınırsız düşleme yeteneği onun en belirgin özellikleridir. Bazen, zaman zaman bizleri büyüleyen veya imrendiren çizgilerle, renklerle, biçimlerle kendi iç dünyasının özgün belirtilerini gösterir. Hayal gücünde sınırlama yoktur. Bu durum o kadar ileriye gider ki resim hiçbir şey ifade etmeye bilir. . Büyükler hemen bu “afacan”a karışırlar. Şunu şöyle yap, bunu böyle yap diye… Aslında çocuğun dünyasını bilmeden şekillendirmeye özeniriz. Belirli bir biçim geliştirmesini, benzetme gerçeğini olduğu gibi belirtmesini isteriz. Oysa, bilinçsiz olarak çocuğu en büyük hataya düşürdüğümüzün farkında değilizdir. Çocuğu bu yaratma anında serbest bırakmalıyız. Her şeyden önce ana ve babalara düşen görev; çocuğun çizdiği/renklendirdiği resimleri dıştan gözlem yaparak onun hangi aşamada olduğunu kestirip, yavaş yavaş ürkütmeden şekil vermeye çalışmaktır. Bu da kültür ve eğitim sorunudur.
Eleştirilerimiz ölçülü, yapıcı olmalıdır. Kısa ve öz konuşarak çocuğa konu ile ilgili bazı sorular sorarak onu düşüncesiyle baş başa bırakıp, daha sonra ondan bazı soruların yöneltilmesini beklemelidir. Burada büyük bir sabır ve gözlem gerekmektedir. “4- 7 yaş arası” olan çocuk, yaşadığı çevrede edindiği “gözlem” ve “izlenimler” onun dış dünya ile ilgilendiği ve çok soru sorduğu bir dönemdir. Olaylar, insanlar, aile çevresi onu yakından ilgilendirmekte ve kafasında çeşitli sorular belirmektedir. Acaba?, Niçin?, Nereden gelmiş? Ne olmuş? gibi sorular imgesel dünyasını meşgul eder.
İlk benzetme özentileri, şematik öncesi dönemde başlar İşte böyle bir dönemde çocukta soyuttan/somuta doğru gelişim çizgisi vardır. Dış dünya ile ilgilidir. Libido gelişmeye başlar. Çevresindeki insanları, arkadaşlarını inceleyip araştırmaktır. Bilinmeyenler bilinenlere doğru ilerlemekte ve “tılsım” çözülmektedir. Çocuğu en çok rahatsız eden şey; merak ettikleri veya sorunlarının tam olarak cevaplanamamasıdır.
“ Bir çocuk kadar güzel olur/Başını göğe kaldıran”
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Ailelerin bunu daima bilmesi gereklidir. Çocuk, şekillenen sembollerin çözümlenmesini ister ki o zaman rahatlayacaktır. Bir anlamda boşalma duygusu baskın çıkarak, tatmin olacaktır. İşte bu dönemi biz en duyarlı dönem; belki de çocukta resim duygusunun ya ileri bir düzeye erişmesi veya merak ve zevklerinin “dumura” uğrayacağı bir dönem olarak kabul ediyoruz. Soyuttan/somuta ilk basamakta çok dikkatli olarak çocuğun imgesel dünyasını incitmeden sorularına cevap vermeli, teşvik etmeli, resim yapmayı özendirmeliyiz. Bilindiği gibi, insanoğlunun en büyük merakı bir şeyi anlamak, görmek veya öğrenmek için duyduğu istektir. İşte yeni dünyanın bu küçük kâşifleri her edindiği yeni bilgiler, görgüler, yaşantılarla yepyeni bir dünyanın içine girer, orada kendine özgü küçük bir dünya kurar. Nedir bu küçük dünya? Her insan küçük bir dünyanın temsilcisi ve büyük umutların mimarlarıdır. Her yeni gün, bir başlangıç, umuda açılan penceredir… Yalnızlığın, yalnız olmanın verdiği ürküntüler ona sağlam dayanaklara bağlanmasına ön ayak olacaktır. İrade, sabır, direnme onu en yüksek doruğa çıkaracaktır. İradesizlik ise, onun belki de sonu olacaktır. “İnsan denen bu meçhul” ün ufağı olan “çocuk bu meçhul”e döndüğümüzde; her yeniyi keşfeden bu akıl almaz zekâ onu daha da ileriye götürerek “nedenler”, “niçinler” üzerinde bir zamana kadar düşündürecektir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da belirttiği gibi “Çocuk asrımızın bir keşfi. Yaptıkları yüksek sanat eseri olur mu, olmaz mı, burasını bilmem. Fakat önümüzde çocuk denen yeni ve mühim bir hadise var” diyor.