BİZİM DERGÂH

BİZİM DERGÂH
BİZİM DERGÂH
Uşak tarikatından () — her şey Uşak için diyenlerin – olanların toplandıkları yer anlamında kullanıyorum. Bu “ Çoban Yıldızı Cemaati ” nin, sözlük anlamında “ TARİKAT ”ile yoktur ilgisi ,bu böyle biline. Barbaros Caddesi’ndeki Bedesten’in girişinin sol tarafında, kaldırımdan bir iki basamak aşağıda bir saatçi dükkânı vardır, hiç dikkatinizi çekti mi? Çoban Yıldızı Saatçisi, sahibi Mehmet Keyvanoğlu. Geleni – gideni, gireni – çıkanı çoktur: Hem saatle işi olanlar, hem de sanatla ilgilenenler. Farkında değilsinizdir, bu iş yerinin özelliğinin ne olduğundan. Hele bir uğrayın bakalım, nelerle karşılaşacaksınız: Sohbetlere, tatlı tartışmalara tanık olacaksınız. Bir gün gelir Ergin (!) öğretmen bu dükkâna. Selam verir sağa sola, katılır sohbetlere. Der ki: Bundan böyle, bu iş yerinde siyaset konuşulmayacak, bir. Din tartışılmayacak, iki. Üçüncüsü ise vitrindeki saatlerin toplarının renkleri kucak kucağa olsa da, siyah – beyaz, sarı – lacivert, sarı – kırmızı, sözcükleri söylenmeyecek, yani futbol konuşulmayacak. Üç kırmızı çizgi levhası – eyvah “ kırmızı ” yazdım, Ergin öğretmeni kızdırdım mı? – tavandan asılacak, herkesin gözünün içine girecek Dükkânın sahibi Keyvanoğlu’na, affına ve hoşgörüsüne sığınarak : “ Uşak’ın Delisi ” diyorum. Yaşar Uşak kentinde. Şehrin sorunları, O’nun sorunlarıdır, dert eder kendisine. Tartışır, konuşur, boğuşur, araştırır Uşak’ın sorunlarını. Bilenler bilir “Uşak’ın Sorunları ” gündeme geldiğinde, mütevazi saatçi dükkanının çalınır kapısı. Yollar, yöntemler, kaynaklar gösterilir gelene. Çoğu kez, yeni konuk, mutlu ayrılır bu tekkeden ya da dergâhtan. Tekke ya da Dergâh; Uşak tarikatından (!) — her şey Uşak için diyenlerin – olanların toplandıkları yer anlamında kullanıyorum. Bu “ Çoban Yıldızı Cemaati ” nin, sözlük anlamında “ TARİKAT ”ile yoktur ilgisi ,bu böyle biline. Kalfa Selçuk, kimi zaman konuşulanlara kıs kıs güler. Müşteri geldiğinde yiter tebessümü, bütünüyle takınır ciddiyetini. Yalnız, Uşak Şeker Fabrikası’ emeklisi Halil Bey’le gri tondadır ilişkileri. Bu gri ton bir türlü farklı renklere bürünmez, sürer gider grilik. Bu usta ve kalfadan sonra, gelelim Dergâh’ın müdavimlerinin resmigeçidine: Öğretmen, yazar Şener Öztop, uğrar Tekkeye zaman zaman . “ Taşra’nın Gri aydınlığından kurtulsa, uğrayacak her zaman. Kitap kurdu Mustafa Demirci, katılır söyleşilere demir gibi. Örsünde döğer demiri, şekiller verir düşüncelerine, kanatlanır çeşitli seçenekler saçılır ortalığa. Ah bir de ödünç aldığı kitapları, getirse / getirebilse mutlu edecek alacaklıları. Ergin Öğretmen, oturur köşesine; düşünceleri, duyguları, dinlenmişse anlatır anılarını, öykülerini, sonra da sayar okuduklarını. Kafasına düşünceler sarmışsa, gönlü hoş değilse sorunlar yumağı kafasına üşüşmüşse sessizliğe bürünür yudumlar çayını. Mustafa’m ,-Mustafa Oğuz- bugünlerde yoktur görünürlerde, kim bilir hangi projenin peşinde. Gelirse Dergâh’a döktürür anlatır yeni projelerini. Ah bir de sazının eşliğinde “Rakı Şişesinde Balık” olmasa. Eczacı kalfası Soner, dikkatle dinler insanları. İhtiyaç olduğunda koşar insanların imdadına. Maliyeden emekli Şakir Bey telaşla girer içeri. Sonra sakinleşir. Anlatır telaşını, anlatır yaptıklarını. Komutan, emekli Yarbay Erhan Karslı “ Her Şey Uşak İçin “ tutkusundadır. Uşakspor, tahttan inince kurulur sandalyesine bir Yörük beyi gibi anlatır uğraşılarını, maceralarını. Uğraş konusu ne ise ,”O” onun için bir tutkudur, koşturur durur. Şimdilerde taktı kafasına, “Uşak’ın Turistik Yerlerini” İnşallah, maşallah yakında alacak eline Uşak Kitapçığını. Talat İçöz, soyadı gibi , “iç” i “öz” lerle doludur. İş yerine gelen öğrencilerin hatta herkesin kuludur. Fırsat bulsa, çıkacak “Çıkmaz Sokak”tan. Ayaküstü içer çayını, “ Hadi ben kaçtım” der gider” Keyif Kıraathanesi”ne. Olay Gazetesi’nin patronu Abdurrahman Yavuz, gelir tezgâha. Tezgahta, ayakta yudumlar okkalı kahvesini yudum yudum . Bir göz atar etrafa der ki ne oldu yurdum? Olay Gazetesi’nin muhabiri yılların TV ve gazetecisi Salih Kılınç hışımla girer içeri. Müdavimlere hemen uzatır mikrofonu. Tekkede bulunanlardan, güncel konularda alır ifadelerini. Sanırım alacaktır patronundan yüklüce fonu. Uşak Gönüllülerinin durağıdır burası. Her gelen Uşak Gönüllüsüyle iyidir arası. Gönüllü; yaraya parmak basar, kimi zamanda atar tutar. Gönüllüyüm diye gelir Alper Karınca. Bazen söyler dileklerini karınca kararınca. Çoğu kez yükseklerden uçar, bazen fikirlerini tutar bazen de kaçar. Dolu, dopdolu Uşak’ın Eski Müftüsü Sayın Cemal Sebük gelir Dergâha. Hoş sohbettir kendisi yoktur bağnazlığı her konuya geniş açıdan bakar. Sohbetiyle kimilerini yakar. Taksi durağından kaptan Kenan, sessizce gelir Tekkeye sessizce alır yerini. Sessizliği, suskunluğu O’nun tabiatındandır. Dergâh’ın yeni konukları gelince yer boşalsın diye geldiği gibi sessizce yol alır durağına. Nice araştırmacılar geçti bu tezgâhtan. Şimdilerde bakıyorlar uzaktan. Kim bilir” Tekke”den bir “Hoş Seda “kaldı mı onlarda? Yoktur eserlerinde bu kubbeden ne bir” İz” ne de “Biz “ Gelen müşteri, kulak kesilir sohbetlere, söyleşilere. Varsa ilgisi, gelir bu yere. Kartopu misali çoğalır müdavimler. Her gün dolar boşalır Dergâh her dem bulunur her derde deva. Bizim”Dergah” işte böyle. Peki, sizlerden ne haber?